Çizgi Roman Yazmak Ne Menem Bir İştir

Son yıllarda yerli çizgi roman yayıncılığının önündeki engeller tartışılırken ortaya sürülen fikirlerden biri de hikaye yokluğu, daha yapısal bir yaklaşımla yazar eksikliği. Hikaye yokluğu, sadece çizgi romanın değil, sinemanın ve televizyon dizilerinin de sorunuymuş gibi duruyor ama farklı kültürlerin birlikte yaşadığı, zengin ve değişken bir gündemi, bol toplumsal sorunları, dalgalı bir siyasi hayatı ve uzun bir tarihi olan bu topraklarda insana pek de ayakları yere basan bir sebep gibi gelmiyor. Yazar eksikliği ise yine sinema ve televizyon için niceliksel değil niteliksel bir eksiklik gibi görünürken, çizgi roman alanında her anlamda gerçek bir sorun. Ülkemizde kendini çizgi roman yazarı olarak tanımlayan pek fazla kimse yok ve bu şaşılacak bir durum değil. Yazarların çizgi roman yazmak için pek fazla nedeni (ya da motivasyonu) olmadığı bir gerçek. Bununla birlikte çizgi roman yazmaya karar vermekle de mesele bitmiyor. Yazabilme becerisine sahip ya da aklına bir hikaye gelen herkesin çizgi roman yazabileceğini düşünmek bu işi biraz hafie almak olur ki kanaatimce çizgi roman yazmak oldukça ciddiye alınması gereken bir yaratıcılık alanı. Bunun böyle olduğunu, Tam Macera adını verdiğimiz çizgi roman üretimi projesinde bizzat tecrübe ettik. Deneyimlerimizi paylaşmak istiyorum.

“Cinhan, Urfanın Altındaki Yengeç, Yazan: Özgür Kurtuluş, Çizen: Mahmud A. Asrar”

Senaryo yazmak teknik bir iş. İster film senaryosu olsun ister çizgi roman, ya da tiyatro oyunu, radyo tiyatrosu hatta bilgisayar oyunu, senaryo yazıldığı alanın diliyle, yazının birleştiği bir alan olarak kendine has bir takım biçim ve kavramlara ihtiyaç duyuyor. Aslen senaryo yaratıcılar arasında yazılı bir iletişim biçimi. Kendisi bir ürün (kimisi hala yapıt diyor) değil, bir ürünün oluşturulma sürecinde kullanılan bir döküman. Dolayısıyla teknik bir iş diyorum. Bu yüzden ki raflarda senaryo yazma teknikleriyle ilgili kitaplar duruyor ancak bu kitapları okumakla senaryo yazılmıyor. Bu yüzdendir ki senaryo, bir filmin, bir çizgi romanın ya da hangi alan için yazılmışsa onun en önemli yapı taşı ancak tek başına bir hiç.

Özellikle çizgi romanın büyük bir sektör haline gelmediği ülkelerde, senaryo yazarı bulmanın, çizer bulmaktan daha güç olmasının sebebi bu. Çünkü bu ülkelerde senaristin rolü, gerekliliği ve çalışma şekli belirsiz ve sınırları çizilmemiş bir halde. Çizerleri ve yazarları bir araya getirecek platformlar yok, üretim dağınık ve süreksiz, ortak çalışma kültürü gelişmemiş. Halen “çizgi romanda çizer mi önemlidir, yazar mı?” türü tartışmaların yapıldığını, “ben çizgi romalarımda konuşma balonu kullanmıyorum, dolayısıyla yazara ihtiyacım yok…” türü kelamların edildiği bir ortamda, çizgi roman yazarı olmak zor olsa gerek. Bir otomobilde motor mu önemlidir, direksiyon mu türü bir tartışmadır bu. Bütünüyle abestir ama hala yapılıyor.

“Kamra: İntihar Eden Kent, Yazan: Özgür Kurtuluş, Çizen: Ozan Küçükusta”

Türkiye’de Gırgır dönemiyle birlikte çizgi roman üretimi mizah eksenine oturduğunu söyleyebiliriz. Oğuz Aral’ın liderliğinde bir üretim süreci gelişti ve bu üretim süreci karikatürle başlayıp, çizgi romanı kapsayacak şekilde genişledi. Yönetici bir editör önderliğinde, yazara ihtiyaç duymayan, çizerden iyi hikaye (ya da espri) çıkarmasını bekleyen bir süreçtir bu. Bu süreç içide yetişen çizerler ki bir çoğu mesleğe karikatürle başlamış; karikatür üretimi için verimli olan bu durumu çizgi roman için de doğal karşılamış ve bir yazara gereksinim duymayarak otörlüğe (hem yazar hem çizer olmak anlamında) soyunmuştur. Dolayısıyla çizgi roman senaryo yazarlığı bir meslek halini alamamış, kuralları belirlenmemiş, ortada (ya da boşlukta) kalmış bir iş haline gelmiştir.

“Meşhur Hafiyeler: 100 Papel, Yazan: Özgür Kurtuluş, Çizen: Uğur Bülent Sertçelik”

Tam Macera çizgi roman üretimi projesine başladığımızda en zorlu sürecin, planladığmız serileri çizecek genç insanlar bulmak olacağını düşünüyorduk. Ancak yukarıda sıraladığım koşulların neticesinde yazar bulmann daha büyük bir problem olduğunu gördük. Öncelikli olarak, çizgi roman yazmaya istekli kişilerin hepsinin kendi hikayeleri vardı (elbette hikayelerinin iyi olduğunu düşünüyorlardı), başka bir hikayeyi sürdürebilmek, ya da bir konsept (buna sınırlılık da diyebiliriz) altında hikaye üretmek konusunda isteksizlerdi. Profesyonel yazarlık kavramı kafalarda gelişmemişti, yazarlığın para kazanabilecekleri bir alan olduğunu düşünmüyorlardı ve bunu bir hobi, bir meşgale olarak görüyolardı (Bu durumda kendi hikayelerini yazmayı istemekten doğal bir şey olamaz herhalde). Daha sonra teknik mevzu devreye girdi. Yani çizgi roman senaryosu nasıl yazılır meselesi. Burada zor olan, bir şablon içinde, çizerin anlayabileceği bir dilde, belirli kavramlar kullanarak hikayeyi anlatabilmekti. Ama asıl meselenin bu da olmadığı ortaya çıktı. Asıl mesele çizgi roman anlatı yapısını kavrayabilmek, bu anlatı yapısına uygun bir şekilde hikayeyi kurgulamak ve bunu kağıda dökebimekti ki bu çizgi romanla çok haşır neşir olmuş olmayı gerektiriyordu. Haşır neşir olmaktan kasıt, çok çizgi roman okumak değil, çizgi romalardaki anlatım kalıplarını, diyalog yapılarını, akışı ve hikaye kurgularını inceleyerek, dikkate alarak çok çizgi roman okumak elbet. Sonuçta çizgi roman yazarlığının, öyle hikaye bulmakla, fikir sahibi olmakla bitmediği (aslında başlamadığı bile); hikayenin çizgi roman dilinde anlatılabilecek bir hikayeye dönüştürülmesinin ve bunun çizgi roman kurgusuna uygun bir biçimde yazıya dökülebilmesi olduğu ortaya çıktı. İlk başta mesele gibi görünen teknik mevzu ise internetten indirilen üç-beş yazının ve örnek olabilecek senaryonun okunmasıyla çözümlenebiliyordu. (Mesela, Kurt Busiek’in Marvel’da Ad Astra yazarlarına yönelik kaleme aldığı “Çizgi Roman Yazarken” adlı kısa yazısı oldukça aydınlatıcı). Zaten bu yazılar okunurken ilk göze çarpan, tıpkı film senaryolarında olduğu gibi her ülkenin üretim sürecindeki gelişmelere paralel olarak kendine has bir senaryo tekniği geliştirmiş olmasıydı ki burada amaç birbirlerini tanımayan yazar ve çizerlerin bile birlikte çalışabileceleri ortak bir dil oluşturmaktı. Önemli olan yazar ve çizer arasındaki iletişimi kurmak olduğu için, senaryo teknikleri kişiden kişiye bile değişebiliyordu. Ancak bu durum daha çok uzun süreli birlikte çalışan yazar-çizerlerin tercih ettiği bir yoldu. Yazar ve çizer arasındaki ilişki de çok değişken olabiliyordu. Kimi yazarlar sadece hikayenin önemli noktalarını belirterek çizeri olabildiğince serbest bırakırken, bazı yazarlar kare kare detaylı tanımlamalarla çizeri yönlendiriyor hatta atılacak çiniyi, kullanılacak ışığı, çizgilerin konturunu bile açıklama gereği duyuyordu. Söylediğim gibi ülkemizde bir çizgi roman senaryosu yazma geleneği ya da biçimi yok, ancak şu koşullar altında en çabuk sonuç verebilecek çalışma yolu, bir editörün yölendirmesiyle yazar ve çizerlerin ikili gruplar oluşturarak kendi aralarında anlaşabilecekleri bir senaryo dili oluşturmaları. Tam Macera’da yapmaya çalıştığımız da böyle bir takım çalışması.

 

                           “Mazeret ve Cinayet: Şişmanın Gözyaşları, Yazan: Özgür Kurtuluş, Çizen: Murat Gürdal Akkoç

Bir zamanlar herkesin şair olduğu memleketimizde, son dönemde yazmaya meraklı her kişinin, en azından kafasında bir film ya da dizi senaryosu projesi vardır herhalde. Sinemanın popülerliğiyle koşut olarak şairlikten senaristliğe bir geçiş söz konusu. Bu geçiş sırasında en popüler kitaplar senaryo yazma teknikleriyle ilgili. İnsanlar bir iyi kötü bir fikirleri varsa, bu kitaplardan birini hatmederek senaryo yazabileceklerine inanıyorlar. Ancak atlanılan iki nokta var ki bunlar çizgi roman yazarlığı için de geçerli. Birincisi, bir hikaye fikri başlangıç noktası değildir. Başlangıç noktası bir “dert”, “ bir “sorun”, bir “mesaj”dır. Yani anlatmak istediğiniz bir dert, değinmek istediğiniz bir sorun vermek istediğiniz bir mesajınız olmalı ki, onu temel yapıp üzerine bir hikaye inşa edebilesiniz. Bu sorun insanı ilgilendiren herşeyle ilgili olabilir. İkinci nokta ise çizgi roman diline aşina olmak. Bu elbette çizgi roman çizeri ile birlikte çalışılarak aşılabilecek bir problem. Çizgi roman dili bir çok yönden film diline benzerken, seçilen anlatım yoluna göre az ya da çok edebi bir yanı da var. Yani edebiyatla filmsel anlatının bir buluşmasından doğan kendine has, özel bir anlatım yapısına sahip çizgi roman. Öyle ki, yazı ve resmin birbirini böylesine tammalayarak bir hikaye yaratması, hem yazar hem de çizerlere neredeyse sınırsız olanaklar tanıyor. Maliyetinin performans sanatlarına göre (sinema, tiyatro vs.) daha düşük olması anlatım olanaklarını genişletirken, alan darlığı (sayfa, kare.. yazı balonu…) ve iki boyutluluk yaratıcılık (sınırlar yaratıcılığı körükler derler ya…) ateşini canlandırıyor. Bir şey daha var ki çizgi roman senaryosu yazarken hiç unutulmaması gereken bir durum. Bu da hikayenin akış hızı. Akış hızı iki sebepten çok önemli birincisi okuyucuyu sıkmadan bir hikaye anlatmak, ikincisi ise durgun, hiçbir şey olmayan karelerle sayfayı harcamamak ve çizeri gereksiz yere yormamak. Bir çizgi roman yazarının şunun farkında olması önemli, kareyi anlatmak için yazdığınız her kelime için çizer emek harcayacak.

Malesef ülkemizde çizgi roman yazarlarının faydalanabileceği bir birikim yok. Birikim derken, elbette yapılmış bir çok çizgi roman var ama örneğin bir çizgi roman senaryosu ya da çizgi roman yazarlığı üzerine yazılmış bir makale bulmak neredeyse imkansız. Hal böyle olunca, çizgi roman senaryosu yazmak isteyen insanlar yabancı kaynaklara yöneliyor, eğer yabancı dil biliyorlarsa tabi. Birikimin olmaması, daha öncede öngörülemeyen sorunlara da yol açabiliyor. Örneğin çizgi romanlarda önemli yer tutan ses efektleri konusunda bir kaynak bulamıyorsunuz. Çeviri çizgi romanlarda bu efektler çoğunlukla yabancı dildeki halleriyle bırakıldığından, ihtiyacınız olan ses efektini ya eski Türk çizgi romanlarının sayfaları arasında umutsuzca arıyorsunuz ya da kendiniz uyduruyorsunuz. Yine de birikim yok diye hayiflanmak anlamsız, bir yerden başlamak ve bu birikimi oluşturacak çalışmaları yapmak ve paylaşmak gerekiyor.

Son olarak, son bir yılını bu konuda çalışmış ve yirmiye yakın çizgi roman senaryosu üretmiş biri olarak söyleyebilirim ki, hikaye anlatmayı seven kişiler için çizgi roman yazmak oldukça zevkli bir iş. Öncelikle bu yazma eylemini; düşlemek, araştırmak, tıkanmak, düşünmek, kafada canlandırmak ve kağıda dökmek olarak görmek lazım. Araştırmak belki de en önemli safha, çünkü anlattığınız hikaye ne ile ilgili olursa olsun, konuya hakim olmak ve insanlara bilmedikleri, üzerinde düşünmedikleri derin hikayeler anlatmak gerek. Çizgi roman yazarlara sınırsızlık ve aynı zamanda sınırlılıklarla dolu çelişkili bir alan sunuyor. Çıkan senaryonun çizer tarafından çizgi roman haline getirilmesini (elbette kaligrafi de var) görmek, eğer hikayenizi seviyorsanız bambaşka bir duygu. Belki de tek burukluk, haftalarca kafa patlatarak, araştırmalar yaparak oluşturduğunuz hikayenizin, çizer tarafından günlerce el emeği göz nuru çizilmesinden ve kaligrafisinin yapılmasından sonra, tıpkı leziz yemekler gibi birkaç dakika içinde tüketilivermesi. Ancak yine de arkanızda resimli bir hikaye bırakmış olmanın verdiği tatmin bu burukluğu siliyor.

Yazan: Özgür Kurtuluş
Yaz 2006, Serüven Dergisi

paylaşmak ne güzel:)

6 comments on “Çizgi Roman Yazmak Ne Menem Bir İştir”

  1. Berke Kocadere dedi ki:

    Bahri bende kendime bi yazar arıodm. Ne dersin ortak olalım mı? Yada sen bilirsin ben bizim sınıftan birini bulurum mu diyeyim? 🙂

  2. Bahri Gördebak dedi ki:

    Benim sorunumsa biraz daha farklı. Çok uzun yıllardır çizgi roman okuyorum ve son birkaç yıldır senaryo yazmak üzerine epeyce çalıştım. Birkaç kısacık öykü senaryom da var. Ama benim hikayelerimi çizecek birini bulamıyorum.

    Mesele şu: çizgi roman denince insanların aklına ilk gelen konular popüler konular elbette. Ve hedef kitle de genelde küçükler. Oysa dünyada gelişmekte olan bir alternatif akım var ve yetişkinlerin de çizgi roman okuyabileceğini gösteriyor. Benim şu an için yazmayı düşündüğüm senaryo biraz daha yetişkinlere yönelik (her ne kadar şiddetle ya da cinsellikle ilgili olmasa da). Ama benim tezim, zaten çocukların Türkiye'de çizgi roman okumadıkları. İnternet ve televizyon, bunlarla büyüyen çocukları zaten eline geçirmiş durumda ve eğer potansiyel bir çizgi roman okuru varsa, bunun çocukluğunu çizgi roman okuyarak geçirmiş bir kesim olduğunu düşünüyorum. Biraz daha büyükler yani.

    Tam Macera okurlarından biri olarak söyleyebilirim ki, o dergi ne yetişkinler içindi, ne de çocuklar için. Bunu dergiyi yermek için söylemiyorum. Çok güzel bir iş çıkarılmıştı ve Deli Gücük gibi bir çizgi romana kavuşturdu bizi. Ama yerli yazarın ve çizerin kafasındaki çizgi roman tüketicisi hakkındaki belirsizliği gösteriyordu bu dergi bence.

    Ben ısrarla Türkiye'de gerçek çizgi roman tüketicisi olarak gördüğüm yetişkinlere yönelik bir şeyler yazılması gerektiğini düşünüyorum. Bir yerli çizgi romanın ortaya çıkmaması için bir neden olduğunu sanmıyorum. Sadece denenmiş ve kabul edilmiş olanı alıp kullanmak çok doğru değil. Çünkü her hastalığın ilacı farklıdır. Eğer illa ki bir çizgi roman üretimi modelini almak istiyorsak, doğru formül her yaşa göre ayrı hikayeler anlatan mangayı taklit etmek olabilir belki. Ama buna da pek taraftar değilim. Kendi modelimizi oluşturmalıyız bence.

    Ben yazmayı düşündüğüm projeme çizer aramaya devam edeceğim. Çünkü çizgi romanı seviyorum ve şu anki halini de pek beğenmiyorum. Ama benim hikayelerimi çizerler, naif oldukları ya da popüler olma olasılığı kestirilemediği için çizmekten çekiniyorlar. Belki bir gün bulurum.

    Herkese iyi günler ve başarılar diliyorum.

  3. Nadir Kutluhan dedi ki:

    Merhaba,
    Bu söz herşeyi aslında anlatıyor. ''Yine de birikim yok diye hayiflanmak anlamsız, bir yerden başlamak ve bu birikimi oluşturacak çalışmaları yapmak ve paylaşmak gerekiyor.'' Bencede dışardan kaynak arayacağımıza ülkemizde de bu tarz çalışmalar yapılarak yeni bi teknik bile geliştirilebiliriz. Sonuçta bu işin asıl merkezi amerika ise oradaki yazar-çizer kadrosu'da bir yerden başladılar illaki. Örnek: Jery Siegel ve Joe Shuster Sonuç : Superman Yıl:1938 onlar kimden örnek almış acaba…

  4. hakan bulut dedi ki:

    1989 yılından bu yana çizgi film ressamlığı yapıyorum. son zamanlarda farklı alanlara kaydım storyboard ve illustrasyon gibi. çizgi romana da merak saldım çizimlerim hakikaten özgün.enki bilal hayranıyım.birşeyler de ben yapayım istedim. çizgi roman için kafamda kaba taslak bir fikir var lakin senarist konusunda ben de çok sıkıntılıyım. sırf bu nedenle çok istediğim halde bu projemi erteledim malesef.
    insanın bu dünyada başına gelebilecek en büyük açmaz söyleyecek sözü olup da söyleyememek.
    ben deneyeyim azmayı dedim ama olmadı hem vakit darlığı hem de birikimimi yok zaten.
    zor iş vesselam…..

  5. Özgür Kurtuluş dedi ki:

    Kitabı edinmiştim ancak henüz inceleme fırsatım olmadı. Ülkemizde bu tür yayınların çoğalmasının çizgi roman üretimine katkı sağlayacağı muhakkak. Teşekkürler.

  6. Berkant Salihli dedi ki:

    Dostum, Ümit Kireççi arkadaşın Çizgiroman Senaryosu adlı bir kitabı çıkmış. Orada son derece ayrıntılı şekilde değinilmiş çizgiroman senaryosuna… Tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir