Devrilen Vagonlar…

Devrilen vagonların çevresinde panik halinde oradan oraya koşuşturan insanlar. Panik, vahşet, parçalanan insan bedenleri. Hız yapmak için tasarlanmış vagonlar, sanki bir daha yerlerinden kımıldamayacakmış gibi duruyorlar. 20. Yüzyılın dinozor fosillerini andırıyorlar. İnsan neden hıza ihtiyaç duyuyor? Bir yerden bir yere daha çabuk ulaşmak niçin bu kadar önemli?

Öyle ya, vaktin nakitten bile önemli olduğu bir zamanda duruyoruz. Hızlı olan kazansız ya da sona kalan dona kalır çağı bu. Kaplumbağa ile tavşanın hikâyesi unutulalı çok olmuş. Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, o toplumun sahip olduğu otomobiller, uçaklar, gemi filoları, hızlı trenleri ile ölçülüyor bu zamanda. İyi yaşamaktan anlaşılan şey hızlı yaşamaktan geçiyor. Ama sanki başka bir şey daha var insanın hız tutkusunun altında yatan. Bastırılmış bir şey. İnsan doğasına dair. Adrenalin ihtiyacı. Hızı haza çeviren bir mekanizma. Bütün gün patron altında inleyen bireyin, güvenli bir hayata feda edilen bütün özgürlüklerin, ertelenmiş doygunlukların kıskacından kurtularak acısını gaz pedalından çıkararak rahatlama çabası. Bir tür terapi. Anlık heyecan, ölüm korkusuyla dalga geçme girişimi. Trafik kazalarında sürücü hatası denilen faktör tam da böyle bir şey olsa gerek. Ortada bir hata yok, kimse yanlışlıkla hız yapmıyor. Sahi ülkenin her yerinde yapılabilecek en yüksek sürat 120 km ile sınırlandırılmışken, 200 km, belki daha fazla hız üretebilen makinelerin satılmasındaki mantık nedir? İnsanların hız zevklerini tatmin etmek için kurulmuş trafiğe kapalı özel alanlar, güvenliği sağlanmış sürat parkurları mı var da, insanlara 200 km hız yapabilen araçlar satmakta bir beis görmeyerek, o insanlardan hız limitlerine uymasını bekliyoruz? Yoksa bu bireyle devlet arasında oynanan bir tür oyun mu? İstediğin kadar hız yapabilirsin ama kaza yaparsan ya da yakalarsam cezalandırılırsın. Bilim adamları konuşuyor televizyonda. Birtakım terimler kullanıyorlar: Travers diyorlar, raylar arasındaki kılcal çatlaklar falan. Teknolojinin dili bu. Kitleler anlamasa da çağın resmi dili. Teknoloji hızın efendisi. Doymak bilmeyen bir canavar gibi yaşantıların, anıların, bedenlerin her yerine nüfuz etmiş çılgın bir efendi. Varlık nedeni hayatını hiçe saydığı insanlara hizmet etmek gibi paradoksal bir tarafı var. Ölen, yaralanan, sakat kalan insanların acısıyla besleniyor. Teknoloji kazayı içinde taşıyor. Otomobilin icadı otomobil kazalarının, geminin icadı gemi kazalarının, uçağın icadı uçak kazalarını, trenin icadı tren kazalarının icadı oluyor aynı zamanda. 1880 yılında ünlü Blok Sistemi’nin gelişmesi için Avrupa’da sayısız tren kazası olması gerekmişti. S.O.S. sistemi Titanik battıktan sonra akıl edilebildi. Uzay mekiği motorlarındaki en önemli gelişmeler Challenger Uzay Mekiği’nin düşmesinden sonra sağlanabildi. Kaza ya da daha geniş anlamda öngörülemeyen, teknolojik gelişimin motoru oluveriyor bir anda. İnsanın laboratuvar hayvanından bir farkı kalmıyor. Gayet modern bir adam sorumluların istifa etmesini istiyor televizyonda: “Bu bir katliamdır,” diyor, “kaza değil.” Peki sorumlusu kim bu devrilen vagonların? Hızı ayarlayamayan makinist? Gerekli çalışmayı dürüst bir şekilde yapmayan bilim adamları? Kazadan önce sesi soluğu çıkmayan sendika? Yeterli teknolojik altyapı çalışmaları yapmadan projeyi hazırlayan bürokratlar? Bu işi siyasi bir gösteri malzemesi olarak kullanmak için işi aceleye getiren siyasetçiler? Sonuç ne olursa olsun, cezalandırılan ‘insan’ olacak. Teknoloji dur durak bilmeden ilerlemeye, beraberinde yeni kazaları getirmeye devam edecek. Her gün karayolunda otomobiller birbirine girecek, son model bir uçak düşecek, bir gemi batacak, en son teknoloji hızlı trenler raydan çıkacak. Hızı artırmakla görevlendirilen iktidar, hızı sınırlamakta başarılı olamayacak.

Modernizm can almaya devam ediyor. Sorumluları istifa etsin!

01 Ağustos 2004, Radikal 2

paylaşmak ne güzel:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir