Frost/ Nixon ve Bush ve Çiller

Ron Howard, Apollo 13 (1995), Akıl Oyunları (A Beautiful Mind, 2001), Cindrella Man (2005) gibi Akademi üyelerinin sevdiği filmler ile Ransom (1996), Grinch (How the Grinch Stole Christmas, 2000) Da Vinci’nin Şifresi (The Da Vinci Code, 2006) gibi gişe canavarı filmleriyle tanınan, tiyatro (Broadway) kökenli bir yönetmen. Frost/Nixon filmiyle de bu özelliklerini harmanlamış ve ortaya Oscar adayı, tiyatro oyunu uyarlaması bir politik film çıkarmış. 1977 yılında kariyeri yavaş yavaş inişe geçen TV yıldızı David Frost’un o tarihten üç yıl önce Watergate skandalıyla görevini bırakarak ABD tarihinde istifa eden tek başkan olma özelliği taşıyan Nixon’un TV söyleşisine dayanan film, Peter Morgan’ın yazıp yönettiği aynı adlı tiyatro oyununun bir uyarlaması.

Filmde Richard Nixon’ı canlandıran Frank Langella ve David Frost’u canlandıran Michael Sheen oldukça başarılı. Zaten bu iki oyuncu Broadway’de sahnelenen Frost/Nixon oyununda da başrolde oynamışlar. Her ikisi de karakterlerine hakim ve inandırıcı bir performans sergiliyorlar. Özellikle Frank Langella başkanın tedirgin ruh halini yansıtırken takdire şayan bir oyunculuk ortaya koyuyor. Ron Howard’ın sinemasal anlatımı da oldukça iyi. Sonuçta bir tiyatro oyunu olması sebebiyle büyük bölümü iç mekanlarda geçen, diyaloga dayalı bir senaryodan oldukça hareketli ve sürükleyici bir film yapmayı başarmış. Sanat ve kostüm yönetimi de dikkate değer. Filmin gerek mekan tasarımları gerekse kostümleri özellikle 70’lerin modasını sevenlere güzel fotoğraflar sunuyor.

Bilmeyenler için söyleyelim, Richard Nixon, Amerikalıların en sevilmeyen başkanı. Dünya’da 68 rüzgârlarının estiği ve Vietnam Savaşı’nın da etkisiyle Amerikan halkının belki de en politize olduğu bir dönemde, Amerikalıların en sevdiği başkan John F. Kennedy ile yaptığı sıradışı seçim mücadelesi ile ünlendi. Ardından Kennedy’nin faili meçhul bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından başkanlığa geldi (1969) ve kamuoyunun politik atmosferiyle taban tabana zıt bir biçimde kapalı ve otoriter, tümüyle Amerikan demokrasisinin sınırlarını zorlayan uygulamalarıyla antipatik bir başkan oldu. Vietnam Savaşı’nı hergün ülkeye gelen ceset torbalarının da etkisiyle artan kamuoyu baskılarına karşın uzattı ve birçoğu savaş suçu kapsamında değerlendirilebilecek sivilleri hedef alan operasyonlara karar verdi. Toplumsal muhalefeti şiddet, korku ve baskı ile kontrol etmeye çalıştı. Buna rağmen 1972 yılındaki seçimleri de kazandı ve ikinci dönemine başladı. Ancak iki yıl sonra, rakibi Demokrat Partinin Watergate adlı bir binadaki seçim bürosunu dinlettiği ve içeri CIA tarafından eğitilmiş ajanlar soktuğu ortaya çıktı. İstifa etmek zorunda kaldı. Tarihe Watergate Skandalı olarak geçen bu olaydan sonra neredeyse her politik skandal “gate” takısıyla isimlendirilmeye başlandı.

İşte Frost/Nixon bu skandalın patlak vermesinden üç yıl sonra, eğlence programları yapan İngiliz Robert Frost’un Nixon ile yaptığı dokuz saatlik röportajı konu alıyor. Film gerçek bir olaya dayandığından, üstelik bu olaydan yola çıkarak yazılmış bir tiyatro oyunu uyarlaması olduğundan ortaya tartışmalı bir metin çıkmış. Filmin yaklaşık beşte birlik kısmını oluşturan dokuz saatlik röportajdan seçilen bölümler elbette tüm röportaj hakkında fikir vermekte yetersiz kalabilir (Gerçek röportajın büyük bölümü youtube’dan izlenebiliyor). Filmin geri kalanı Frost’un röportaj için gerekli parayı bulması (Nixon’a ödenecek ücretle birlikte yaklaşık iki milyon dolar), Nixon muhalifi iki kof liberalle birlikte röportaja hazırlanması ve röportajın kamera arkası hikayesini anlatıyor.

Film boyunca gelişmeleri Frost’u izleyerek öğreniyoruz. Dolayısıyla son ana kadar özdeşleştiğimiz karakter de Frost. Son ana kadar diyorum çünkü çekimleri yaklaşık bir ay süren röportajın son bölümüne kadar Frost kendinden beklendiği gibi Nixon’in dümen suyuna giriyor, karizması altında eziliyor ve büyük bir sorumluluk altında zor kararlar vererek ülkesinin çıkarlarını korumaya çalışan Başkan imajını kuvvetlendirmesine payanda oluyor. Böylece Vietnam Savaşı sırasında işlenen savaş suçları, Güney Amerika’daki yasa dışı CIA operasyonları ve toplumsal muhalefeti bastırmak için kullanılan, basını baskı altına almak ve göstericilerin üzerine ateş açarak dört kişinin ölümüne yol açmak gibi illegal otoriter yöntemler güme gidiyor. Kamuoyunun beklentisinin aksine bir Nixon propagandasına dönüştüğü için sponsorların desteğini çekmesine sebep olan röportajın gidişatı son bölümde değişiveriyor. Konu Watergate Skandalı’na gelince, Frost’un başarısızlık baskısıyla Nixon’ı biraz zorlaması o ana kadar skandalla ilgili sorumluluğunu reddeden eski başkanın suçluluk psikolojisinin etkisiyle bir anda çözülmesine sebep oluyor. Watergate’deki dinlemelerden haberdar olduğunu, olay ortaya çıktığında örtbas etmek için elinden geleni yaptığını itiraf ediveriyor. Önce sadece başkanın kanun dışı hareket etme özgürlüğü olabileceğini savunurken sonra büyük bir yıkım içinde Amrikan halkını, ideallerini, yönetim sistemini yüz üstü bıraktığını ve bunun sorumluluğunu ölene kadar taşımak zorunda olduğunu söylüyor kameralar karşısında. Bu büyük itiraf sonucunda röportaj izlenme rekorları kırıyor ve Frost büyük bir şöhretle birlikte, röportaj için harcadığı milyon dolarları kat be kat geri kazanıyor. Elbette Nixon da payına düşen altı yüz bin dolarla ve hafiflemiş ruhuyla emeklilik hayatına başlıyor. Bütün bu TV röportajını bir günah çıkarma seansı olarak da görmek pekala mümkün aslında. Sıradan insanlar pederin önünde, başkan kamuoyu önünde itiraf ederek günah çıkarıyor. Kendisinden sonra başkanlığa gelen yardımcısı Gerald Ford’un istifasından hemen sonra onu bütün suçları için affettiği için, hiçbir yargılanmaya maruz kalmadan deniz kıyısındaki malikanesinde golf oynayarak hayatına devam ediyor. Yani başbakanımızın sevdiği tabirle tam bir win/win (kazan/kazan) hikayesi.

Birçok film eleştirmeni Frost/Nixon’ın Rocky filmlerine benzetmesi de boşuna değil. Tıpkı bir boks maçı gibi birçok turdan (round) oluşan bir gösteri olarak kurgulanan röportajda, son tura kadar Frost (Rocky) dayak yiyor. Ancak son turda çıkardığı aparkatla Nixon’ı (Apollo) nakavt ediyor. Filmin sonunda maç boyunca aralarında duygusal bir bağ oluşan iki boksör birbirlerine sarılarak ellerini havaya kaldırıyorlar. Ne de olsa Frost onu bugün bile saygınn bir televizyoncu yapabilen bir şöhrete ve servete sahip olurken, Nixon’da hatırı sayılır bir para kazanarak jubilesini yapmış oluyor.

Frost/Nixon ile Ron Horward Amerikan tarihinin en sevilmeyen başkanını belki Watergate Skandalı’ndan mahkum ediyor ancak, bir milyon asker-sivil Vietnamlının ve iki yüz binden fazla Amerikan askerinin ölümünden, Güney Amerika’daki bir çok politik suikastten, doğrudan sorumlu Nixon’ı sevgiye aç, sorumlularının altında ezilerek yanlış yollara sapmış, hatalar yapmış, sınıfsal kökenleri yüzünden hissettiği aşağılık duygusuyla hırsına yenik düşmüş bir kurban olarak göstermeyi de başarıyor. Nixon filmin sonunda birçok izleyicinin gözünde milyonlarca izleyicinin karşısında düştüğü hâle acınası bir yaşlı adam olarak sempati kazandığı muhakkak. Bu anlamda film Nixon’ın işlediği suçları önemsizleştiren bir etkiye sahip.

Film boyunca Nixon ile George W. Bush arasındaki paralellikleri düşünmemek de elde değil. Vietnam savaşı ile Irak’ın işgali arasındaki paralellikleri, iki başkanın da CIA’in ve Amerikan Ordusunun gizli kapaklı operasyonlarına izin vererek evrensel hukuku, hukuku geçtik görkemli bir yeminle bağlı oldukları Amerikan Anayasasını hiçe sayarak dünyanın dört bir yanında insan öldüren, işkence eden, temsil ettikleri şirketlerin çıkarları doğrultusunda insanları terorize eden ve terör üreten bu iki başkanı düşününce, insan bir şovmenin de çıkıp Bush’la röportaj yapmasını bekliyor. Amerikan tarihinin en sevilmeyen başkanından sonra en aptal başkanı da böyle bir ayrıcalığı hak ediyor doğrusu.

Elbette röportaj yapılması gereken liderler sadece Amerika’da değil. Tansu Çiller 90’lı yılların ilk yarısında başbakanlığı sırasında sağ kolu Mehmet Ağar ve tak diye verdiği emirleri şak diye yerine getiren Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile birlikte memlekete hükmettiği dönemde, PKK ile mücadele adı altında yaptıklarının, işlenen “faili meçhul” cinayetlerin, tamamen kanun dışı uygulamalarının ve kocası Özer Çiller tarafından organize edildiği iddia edilen ihale yolsuzluklarının hesabını hangi şovmen karşısında verebilir? Okan Bayülgen mesela ya da Beyazıt Öztürk. Belki de Tayyip Erdoğan ile yaptığı röportajda mükemmel sığlıkta bir performans sergileyen Hülya Avşar. Siz ne dersiniz?

Son olarak, eğer bu filmi seyrettiyseniz ya da seyretmeyi düşünüyorsanız, Watergate Skandalının ortaya çıkış hikayesini anlatan Alan J. Pacula imzalı Başkanın Bütün Adamları’nı (All The President’s Man, 1976) ve Oliver Stone imzalı Nixon’ı da mutlaka görmek gerektiğini belirtelim. Böylece Frost/Nixon’daki acınası ihtiyarın nasıl acımasız bir politik figür olduğu anlaşılabilir. Stone’un Nixon’ını canlandıran Antony Hopkins ile Frank Langella’nın performanslarını karşılaştırmak da ayrıca ilginç olacaktır.

paylaşmak ne güzel:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir