Kültür Kavramı

kultur

‘Kültür’ kavramının tarihte yolculuğu, ve günümüzdeki kavramsallaştırmaları her zaman sorunlu olmuştur. Özellikle, İkinci Dünya Savaşı sonrasında akademik alanda ‘Kültür’ün bir çalışma alanı olarak belirlenmesi bu kavramsallaştırma sorununu daha da gün ışığına çıkarmış, ‘Kültür’ kavramsallaştırması kültür çalışmalarının hem çıkış noktası hem de çalışma alanının belirler hale gelmiştir. Kavram tarihsel olarak çok yeni olmakla beraber, geçirdiği evrim çok hızlı ve köklü olmuştur.

Öncelikle Kültür kavramının modern anlamlarının anlaşılabilmesi için, hemen hemen onunla aynı dönem içinde ortaya çıkan ‘toplum’, ‘ekonomi’ ve ‘uygarlık’ gibi kavramlarla birlikte düşünülmesi gerekir. Bu kavramlar aydınlanma sonrası dönemde önceki anlamlarından çok farklı şekillerde anlaşılmış, ve bir bakıma yeniden tanımlanarak, toplumsal düzeni tanımlar hale gelmişlerdir. ‘Toplum’ kavramı, pre-modern dönemde ‘yakın arkadaşlık’, ‘beraberlik’ ‘beraberce yapmak’ anlamındayken, modern çağda genel bir sistem ya da düzen anlamında kullanılmaktadır. ‘Ekonomi’ kavramı, evin idaresi ya da bir toplumun idaresi anlamında kullanılırken, bugün üretim, tüketim, dağıtım ve değiş tokuş sistemi anlamında kavramsallaştırılmaktadır. ‘Uygarlık’ kavramı, Eski Yunan’dan gelen anlamıyla barbarlığa karşı kurulu düzeni temsil ederek bir anlamda geçmişe yönelen, geçmişin görkemiyle özdeşleştirilen durağan bir yapıyı nitelemek için kullanılırken, endüstrileşmenin toplum üzerinde yarattığı değişime yönelik baskıyla beraber, tarihsel süreç ve ilerlemeyi içeren gelişim düzeni anlamını kazanmıştır.[1]

‘Kültür’ kavramıda tüm bu kavramlarla karşılıklı etkileşim içinde gelişti ve eskiden kullanıldığı gibi hayvan ve bitki ürünlerinin yetişmesi anlamından sıyrılarak önceleri insan ve yeteneklerinin gelişimi, daha sonraları ise, bireyin din, sanat, aile ve kişisel yaşam ile olan ilişkilerinin -bir nevi ‘iç’ değerlerinin- gelişme sürecini tanımlayan bir kavram olarak düşünüldü. Bununla birlikte, Descartes’cı pozitivizmin (Kartezyen Gelenek) eleştirilmesi ve bu eleştiri içinde insanın kendi tarihini yapan bir varlık olarak tanımlanması ile birlikte ‘kültür’, bütün yaşam biçimlerini kapsayan bir süreç olarak tanımlanmaya başlandı.[2] ‘Kültür’ teriminin bu şekilde kavramsallaştırılması, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle İngiltere’de yapılan çalışmalara bir zemin oluşturdu. Ancak kültür ‘yaşam biçiminin tümü’ olarak alındığında ortaya üstesinden gelinmesi hiç de kolay olmayan bir sorun çıkmaktadır. Kültür’ün bu şekilde bir toplumsal kategori olarak belirlenmesi, ekonomik ve siyasal dinamiklerin, ilişkilerin ve mücadelelerin tamamıyla çalışma alanı dışına itebilir. Kültürel hayatla ekonomik ve siyasi hayat arasındaki belirleyici ilişkileri görmemizi engelleyebilir.

“Dolayısıyla bu ‘yaşam biçimlerinin tümü tanımlamasını toplumuhn yapısal özellikleri içinde, özellikleriyle birlikte, bu özellikleri arka plana itmeden birlikte inceleyip birlikte bağıntılı olarak ele almamız gerekir” [3]

Kültür toplumsal yaşamın her yönünü içerir, ancak kültürü anlayabilmek siyasal, ekonomik ve teknolojik yapılarla olan ilişkileri üzerinden mümkün olabilmektedir.

 

[1] Williams, R., (1977), Marxism and Literature, sf: 12-15

[2] Williams, R., a.g.e, sf:17-18. Ayrıca Kartezyen Paradikma ile temelini Vico’nun düşüncelerinde bulan pozitivizm eleştirisinin bir karşılaştırması için bkz: Carey, J., (1989), Reconceiving Mass and Media, Culture as Communication içinde, sf: 70-73

[3] Williams’dan aktaran, Alemdar, K. & Erdoğan, İ., (1994), Popüler Kültür ve İletişim, sf: 170

paylaşmak ne güzel:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir