Televizyon ve Teknoloji

television-02

Teknoloji nedir? Teknoloji basitçe, yaşamı kolaylaştıran araçların üretimini kapsayan beşeri bir eylem midir? Öyle bile olsa yaşamı kolaylaştırmanın bedeli nedir? İnsan bu bedeli nasıl ödemiştir?

Teknoloji bir ‘denetim’ ve ‘rasyonalite’ sorunsalıdır.[1] Ancak teknolojinin ardında yatan motivasyon, insanın yapamadıklarını yapabilme arzusunun bir ürünüdür. Bir şeye duyulan arzu, her zaman bir şeye rağmen duyulur. İnsanın duyduğu arzu, yapamadıklarını yapabilmekse eğer, onu kısıtlayan, yetilerini sınırlayan doğaya rağmen gelişir. Televizyon insanın göremediklerini görmeye, duyamadıklarını duymaya karşı duyduğu arzunun bir ürünüdür. Mesafelerin aşılması, gözün görme kapasitesinin arttırılması… Televizyonla birlikte kişi evindeki koltuğundan kalkmadan dünyanın dört bir yanını görebilme yetisi kazanmıştır. Televizyon bir teknolojidir, doğaya rağmen geliştirilmiştir. Dünya, rasyonalitenin silahı teknoloji tarafından çerçevelenmiş, oraya buraya taşınır hale gelmiştir. Düyanın dört bir yanı televizyon sayesinde görüş alanımıza girmiş, denetlenebilir kılınmıştır.

Bu noktada, tüm bir rasyonalite çerçevesinde bir teknolojik aygıt olarak televizyonun, doğayı boyunduruk altına alma projesinin (aydınlanma, modernite vs.) bir parçası olarak kavramsallaştırabiliriz. Doğanın boyunduruk altına alınması, rasyonel aklın egemenliği, insanın içsel doğasının da baskı altına alınmasını gerektirir. İnsan arzularını gerçekleştirebilmenin bedelini güdülerinin yasaklanması ve tahakküm altına alınmasıyla ödemek durumundadır.[2] Teknolojinin ardında yatan güç ve arzu, insan tarafından denetlenemez ve onu denetler hale gelir.

İnsan bir özne olarak dünyayı nesneleştirerek, onu resimleştirerek bir ‘çerçeve’ içine hapsederken[3] kendisi de doğanın bir parçası olarak o dünyanın içinde bir figür olarak yerleştirdiğinin farkına varmaz.[4] Uzaklıkların yokedildiği, dünyanın çerçevelendiği televizyon ekranı insan için de bir hapishane haline gelir. Artık insan, doğada varolduğu haliyle değil, ekranda göründüğü haliyle kavranmaya başlanır. Modern akıl ve teknoloji, dünyayı kullanıma dönük bir varlık olarak nesneleştirirken ve onun hiyerarşik bir temsil düzeni içinde resimleştirirken, insan da bir özne olarak bu nesneleştirme ve hiyerarşi içinde yerini alır. Bu anlamda artık insan da denetleyemediği teknolojinin kullanım nesnesi olarak (insan kaynakları) bir hammadeden öte bir şey değildir.[5] Teknoloji bu anlamda bir teknolojidir ve insan televizyon ekranına hapsedilmiştir.

İnsanın bu hapsoluşu, televizyonun onun günlük algılama biçimlerine hakim olmasını olanaklı kılar. Bu anlamda McLuhan’ın ‘araç mesajdır’ düsturu altında yatan televizyonun, bir teknoloji olarak insan algılaması ve idrak yeteneği üzerindeki temel etkisinin altını çizdiği tez doğrulanabilir.[6] İletişim biçimlerinin teknolojik aygıtlar vasıtası ile değişimiyle birlikte insanın biyolojik algılama kapasitesindeki değişim, duyularının ve sosyal bir özne olarak davranışlarının da değişiminde önemli bir rol oynayabilir. Ancak McLuhan daha da ileri giderek iletişim teknolojilerinin taşıdığı mesajın içeriğinin tamamıyla o teknolojinin yapısal özellikleri tarafından belirlendiğini öne sürerek ve mesajın anlamını, toplumsaldan özerk bir hale dönüştürerek öne sürdüğü tezin güvenilirliğini zedeler.

Televizyon insanın yaşayış biçimini toplumsalla olan ilişkisini dünyayı ve kendini algılayışını tamamen değiştirmiştir. Bu anlamda yaşamı kolaylaştıran bir beşeri edim olarak salt bir teknolojik aygıt değildir. Televizyon sonrası toplumda, toplumsal ilişkiler televizyon içinden akan görüntü ve imgeler dolayımı ile kurulur. Hatta imgeler ve görüntüler, temel toplumsal ilişkiler haline gelir.[7] Dolayısıyla telvizyon bir teknoloji olmaktan çıkmış, toplumsal yapılar ve ilişkiler çerçevesinde bir bağlam halini almıştır.[8]

 Referanslar

[1] Mutman, M., (1995), “Televizyonu Nasıl Sorgulamalı”, Toplum ve Bilim içinde, No: 67 Güz, sf: 40-41

[2] Adorno T., Horkheimer M. (1979) “ The Culture Industry: Enlightenment as Mass DeceptionDialectic of Enlightenment içinde (Londra: Verso), sf: 120-167

[3] Heidegger, M., (1977a), “The Age of World Picture, The Question Concerning Technology and Other Essays içinde, Çev: W. Leawitt, (Newyork: Harper and Torchbooks)

[4] Heidegger, Resimleşen Dünya Çağı (The Age of World Picture) adlı makalesinde modern anlamda teknoloji ve bilimi tartışırken, modern çağın özelliğinin, dünya resminin değişmesi değil, bizzat dünyanın resimleşmesi, bir resim olarak kavranması olduğunu söyler. (1977, 116-117, 129-130)

[5] Heidegger, M.,(1977b), “The Question Concerning Technology, The Question Concerning Technology and Other Essays içinde, Çev: W. Leawitt, (Newyork: Harper and Torchbooks)

[6] McLuhan, M., (1967), The Medium is the Message, (Londra: Penguin Book)

[7] Debord, G., (1996), Gösteri Toplumu, Çev: A. Ekmekçi & O. Taşkent, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, sf:13-14

[8] Mutman, M., (1995),A.g.e, sf:43-44

paylaşmak ne güzel:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir