Zerocalcare’den “Bu Dünya Beni Yıkamaz” ya da “Bana Hiçbir Şey Olmaz”

yazan: Özgür Kurtuluş

Netflix’in animasyon dizisi “This World Can’t Tear Me Down” mizah, politik eleştiri ve varoluşsal iç gözlemi muazzam bir şekilde harmanlıyor. İtalya’nın en popüler çizgi romancılarından Zerocalcare tarafından yaratılan dizi, onun aynı adlı çizgi romanlarından esinlenen yarı otobiyografik bir hikâye sunuyor.

Zerocalcare, asıl adıyla Michele Rech, kendine has üslubu ve anlatım tarzıyla son on yılda İtalyan çizgi romanında önemli bir etki yarattı. Mahlas olarak kullandığı Zerocalcare, kelime anlamıyla “sıfır kireç çözücü” anlamına geliyor. Çizer bu ismi seçerken, bir kireç çözücü ürününün İtalyan televizyonunda yayınlanan reklam müziğinden esinlenmiş. Eserlerinde sıklıkla toplumsal eleştirilerini ve kişisel deneyimlerini mizahla harmanlayan Zerocalcare, çizgi roman ve karikatürlerinde karakteristik olarak siyah/beyaz, dağınık, eskiz benzeri bir çizim tarzı sergiliyor. Bu çizim tarzı işlerine son derece özgün ve canlı bir his katıyor. Karakterlerini abartılı şekillerde tasvir etmeyi seven, hikaye anlatımında sıkça görsel metaforlar ve semboller kullanan Zerocalcare’nin animasyonları ise, canlı renk kullanımı ile dikkat çekiyor. Zerocalcare sahnedeki atmosferi belirlemek ya da önemli ögeleri vurgulamak için renk paletini ustaca kullanıyor.

Netflix Türkiye, neredeyse her sahnesi toplumsal tespitlerin ve eleştirilerle bezeli, orjinal ismi “Bu Dünya Beni Yıkamaz” olan animasyon dizisi için nedense “Bana Hiçbir Şey Olmaz” gibi sinik bir isim tercih etmiş. Hikaye, Libya’dan gelen 35 göçmenin bir barınağa yerleştirilmesinin ardından kaosun patlak verdiği Roma’nın ‘Dicksville’ mahallesinde geçiyor. Muhalif gruplar çatışmasıyla mahalle kaynayan bir gerilim kazanına dönüşüyor. Bir yanda göçmenleri kovmaya ve barınağı kapatmaya kararlı Naziler (dizide aşırı sağcıları anlatmak için kullanılan terim); diğer tarafta, Nazilere karşı göçmenlerin yaşam haklarını savunan mahalleli ve onlara destek olan kahramanımız Zerocalcare, animasyondaki adıyla Zero var.

Zerocalcare’nin kendisi tarafından seslendirilen Zero (çizer filmde başka karakterlere de ses veriyor), şüphe, ahlaki doğruluk ve tükenmez bir muhaliflik arasında denge kurmayı iyi bilen bir karakter. “Bana Hiçbir Şey Olmaz”, dostluk ve kimlik üzerine samimi bir anlatı sunuyor. Zero’nun uzun süredir ortalarda görünmeyen yakın arkadaşı Cesare, uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle rehabilitasyonda geçirdiği yirmi yıldan sonra mahalleye geri dönüyor. Toplumsal düzene uyum sağlayamaması onu göçmen karşıtı Nazilerden biri haline getiriyor. Aslında göçmenler Cesare’ın umurunda değil. Dışlanmışlığın, kabul görmemenin hıncını aşırı sağcı bir gruba dahil olarak çıkarmak istiyor. Zero ise yanlış yola sapmış arkadaşının gözlerini açmak için elinden geleni yapmaya kararlı.  Ancak bir yandan da hayatın dayatmaları karşısında kendine karşı dürüst kalmak gibi zorlu bir içsel mücadele içinde.

Hızlı kurgusu ve nefessiz diyalog ve monologlarıyla “Bana Hiçbir Şey Olmaz”, ilk bölümden itibaren izleyiciyi hikayenin içine çekmeyi başarıyor. Açılış sahnesi, Zero ve arkadaşlarının bir polis aracıyla karakola götürülmesi ile başlıyor. Zero ve arkadaşlarının karakoldaki ifadeleri hikayenin gelişimi için bir bağlam sunuyor. Zero polise verdiği ifadede, Cesare ile olan ilişkisi ile paralel olarak göçmenlere karşı büyüyen reaksiyon dalgası karşısında mahallelinin mücadelesini ve kendisiyle ilgili birçok şey anlatıyor. Zerocalcare’nin anlatısının gücü, biyografik hikâye anlatımı ve toplumsal sorunlar arasında denge kurabilme yeteneğinde yatıyor. Modern politik problemleri siyasal figürler üzerinden değil, bir mahallede yaşayan karakterlerin yaşamlarından kesitlerle, yoğun bir mizahla aktarmayı başarıyor. Derin politik alt metinler, popüler kültüre referanslar, uyuşturucu, cinsel göndermeler ve bolca küfür kullanımı ile “Bana Hiçbir Şey Olmaz”, yetişkin animasyonunun hakkını veriyor.

Zerocalcare’nin animasyon tarzı çekici ve absürd bir mizah anlayışını sergiliyor. Örneğin kendi annesini bir tavuk olarak çiziyor – Zerocalcare çizgi romanlarında ve animasyon filmlerinde gerçek hayatından bazı karakterleri çeşitli hayvan temsilleri ile göstermeyi seviyor. Elbette bu hayvanlar tesadüfen seçilmiyor. Karakterin kişisel özellikleri ile uyum içinde oluyor. Zerocalcare’nin belki de en büyük başarısı karakterlerinin gerçekliği. Kaotik bir dünyanın içinde hırpalanmış ruhları ustalıkla yansıtırken, insanlık durumunun özünü mükemmel bir şekilde yakalıyor. Belki de asıl önemli olan bu: This World Can’t Tear Me Down, dünyamızın sadece siyah ve beyaz olmadığını haykırıyor ve izleyiciyi gri alanlarda bir gezintiye çıkarıyor. Karakterlerin kararları ve eğilimleri kafa karıştırıcı ancak bölümler ilerledikçe, katmanlar soyuldukça karakterlerin motivasyonları ve ikilemleri net bir şekilde ortaya çıkıyor. Öyle ki, bu karmaşık bireylere empati göstermemek, onların ikilem ve yanlışlarını anlamamak mümkün değil. Çünkü hepimiz bu karakterlerin yaşadığı karmaşayı ve kafa karışıklığını en azından hayatımızın bir döneminde mutlaka yaşamışızdır ya da belki de hala yaşıyoruz.

Ancak bu empati, Zerocalcare’nin karakterlerini mazur göstermesiyle sonuçlanmıyor. Tam aksine, örneğin, Cesare’nin sıkıntılı hayatını anlatırken, onu sorumlu tutmaktan asla çekinmiyor. Bireylerin eylemlerinin etkisini hafifletmiyor; bunun yerine onlarla doğrudan yüzleşerek, yakıcı eleştirilerde bulunuyor ve seçimlerin sonuçlarını vurguluyor. “Bana Hiçbir Şey Olmaz”, bize her kararın, her eylemin bir ağırlığı olduğunu ve hiç kimsenin bunların sonuçlarından muaf olmadığını hatırlatıyor. Bireyleri kurban gibi göstermek yerine, hayatlarına hükmetmeleri için cesaretlendiriyor.

Yalnızca altı bölümden oluşan ve her biri yaklaşık otuz dakika süren dizi, özellikle animasyon hayranları için her açıdan izlemeye değer. Her bölümde sahneler hızla değişiyor ve herkes hızlı konuşuyor. Bu yüzden arka planda kolayca izleyebileceğiniz bir dizi değil, bir şeyleri kaçırmak istemiyorsanız, gözünüzü ekrandan ayırmamanız (tabi İtalyanca bilmiyorsanız), sahneleri dikkatli bir şekilde izlemeniz gerekiyor. Dizide her an popüler kültüre bir referansla karşılaşabiliyorsunuz. Yüzüklerin Efendisi’nden, Yıldız Savaşları’na; GOT’dan The Truman Show’a kadar birçok filme ve diziye; Yunan Mitolojisinden Rönesans resimlerine kadar birçok tematik konuya referans var. Üstelik bu referanslar laf olsun diye değil, hikaye anlatımını güçlendirmek için ustalıkla kullanılıyor. Dizinin müzikleri de bir harika; The Clash, Hanson, Lou Reed, Counting Crows, Cigarettes After Sex, Oasis deyince aklınıza gelen ilk şarkılara her bölümde rastlayacaksınız.

Sonuç olarak, “Bana Hiçbir Şey Olmaz”, zekice yazılmış, büyüleyici bir animasyon başyapıtı. Zerocalcare’in kendine özgü bakış açısı ve dizinin toplumu derinden keşfetmesi, algılarınızı zorlayacak ve iç gözlem yapmanıza neden olacak. Sosyal konulara meraklı, kara mizahı seven bir animasyon hayranıysanız ve hızlı diyaloglara ayak uydurabiliyorsanız bu dizi tam size göre. Umarım ikinci sezonu da onaylanır. O zaman kadar Zerocalcare’nin Netflix’teki ilk animasyon dizisi, 2021 tarihli “İşaretli Yerden Kesin”ile de oyalanabilirsiniz. Netflix bunun ismini doğru çevirmeyi başarmış!

İlgili Yazılar

Yorum bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.