
KONU:
Gölge Oyunu, pavyon dünyasının tozlu sahnelerinde komiklik yaparak hayatlarını kazanan iki yakın arkadaşın; Mahmut ve Abidin’in hüzünlü ve gizemli hikayesini anlatıyor. Mahmut (Şener Şen), dış dünyaya karşı daha kurnaz ve ayakları yere basan bir karakterken; Abidin (Şevket Altuğ), daha saf, çocuksu ve hayalperest biridir. Bu iki arkadaşın monoton ve zorlu hayatı, pavyona gelen dilsiz ve gizemli bir genç kız olan Kumru’nun (Metin Çekmez’in kızı olarak tanıtılan ancak hikayede derin bir gizemi temsil eden karakter) hayatlarına girmesiyle altüst olur. Kumru ile birlikte gerçeklik algıları kaymaya başlar; film, bu noktadan sonra pavyonun karanlık kulislerinden masalsı bir atmosferin içine süzülür. Yavuz Turgul, bu üç karakter üzerinden yalnızlığı, sadakati ve “görünenin ardındakini” arayışın şiirsel bir öyküsünü sunar.
YORUM (Spoiler İçermez):
Gölge Oyunu, Yavuz Turgul sinemasının en özgün, en riskli ve belki de en teknik kusursuzluk arayan yapımlarından biridir. Film, Türk sinemasındaki “güldürü” geleneğini (Şener Şen ve Şevket Altuğ ikilisi üzerinden) alıp onu melankolik bir dram ve mistik bir fantastik öğeyle harmanlar. Bu, o dönem için cesur bir tür kırmasıdır. Sinematografik olarak film, pavyonun kirli ve neon ışıklı dünyası ile karakterlerin iç dünyasındaki masalsı saflık arasındaki kontrastı ustalıkla işler. Uğur İçbak’ın görüntü yönetmenliği, gece atmosferini ve kapalı mekanların boğuculuğunu adeta bir Karagöz-Hacivat perdesine dönüştürür; karakterler o perdedeki birer gölge gibidir.
Şener Şen ve Şevket Altuğ’un oyunculukları, birbirini tamamlayan muazzam bir senkronizasyona sahiptir. Özellikle Şevket Altuğ’un o hüzünlü ve meraklı bakışları, filmin duygusal merkezini oluşturur. Müziklerde Attila Özdemiroğlu imzası, hikayenin o mistik ve biraz da kederli yapısını her notada hissettirir. Sanat yönetimi, pavyonun yorgun dokusunu ve sonrasında değişen gerçeklik düzlemlerini başarıyla yansıtır. Sinema tarihimizdeki yeri ise; popüler oyuncularla nasıl “sanat sineması” yapılabileceğinin ve geleneksel gölge oyununun sinema diline nasıl bu kadar zarifçe tercüme edilebileceğinin en somut kanıtı olmasıdır.
Puanım: 8,5/10
BONUS:
Film, 30. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Film”, “En İyi Senaryo” ve “En İyi Görüntü Yönetmeni” dahil olmak üzere toplam 6 dalda ödül alarak 1992-1993 sezonuna damga vurmuştur. Şaşırtıcı bir detay olarak; Yavuz Turgul’un bu filmde kurduğu dünya, aslında Türk sinemasının “kaybedenleri”ne yakılmış bir ağıttır. Başlangıçta klasik bir komedi beklentisiyle sinemaya giden izleyiciler, karşılarında Tarkovski vari sekanslar ve mistik bir final bulunca şaşkınlık yaşamış, ancak film zamanla kültleşmiştir. Ayrıca Şener Şen ve Şevket Altuğ’un televizyondaki popülerliklerinin zirvesinde oldukları bir dönemde, bu kadar melankolik ve deneysel bir işte yer almaları, onların sinema sanatına olan tutkularının bir göstergesidir. Filmin dilsiz kızı Kumru karakteri, aslında sessiz sinemaya ve saf anlatıya bir selam duruşu olarak kurgulanmıştır.
KÜNYE:
| Özellik | Bilgi |
| Yönetmen | Yavuz Turgul |
| Yapımcı | Mine Vargı |
| Senarist | Yavuz Turgul |
| Oyuncular | Şener Şen, Şevket Altuğ, Larisa Litichevskaya, Ülkü Duru, Metin Çekmez |
| Müzik | Attila Özdemiroğlu |
| Görüntü Yönetmeni | Uğur İçbak |
| Kurgu | Mevlüt Koçak |
| Stüdyo | Erler Film |
| Yapım Yılı | 1992 |
| Tür | Dram, Fantastik, Gizem |
| Süre | 93 Dakika |
| Ülke / Dil | Türkiye / Türkçe |
