
KONU:
Seni Seviyorum Rosa, İstanbul’un çok kültürlü geçmişine ve unutulmaya yüz tutmuş azınlık hayatlarına bir saygı duruşu niteliğindedir. Film, genç ve tutkulu Rosa ile onun etrafında şekillenen, zamanın ve mekânın ötesine geçen bir aşk hikâyesini merkezine alır. Yönetmen Işıl Özgentürk, hikâyeyi klasik bir anlatıdan ziyade; anılar, hayaller ve simgelerle dolu bir mozaik gibi işler. Rosa’nın (Sumru Yavrucuk) çocukluğundan yetişkinliğine uzanan süreçte, 1950’lerin İstanbul’undan göçlere ve toplumsal değişimlere tanıklık ederiz. Sumru Yavrucuk ve Mahir Günşiray’ın başrollerini paylaştığı filmde, aşkın sadece iki kişi arasında değil, bir şehre ve o şehrin kaybolan ruhuna duyulan bir özlem olduğu anlatılır. Film, izleyiciyi nostaljik bir Beyoğlu ve Adalar atmosferinde, şiirsel bir yolculuğa çıkarır.
YORUM (Spoiler İçermez):
Seni Seviyorum Rosa, sinemamızda örneğine az rastlanan “kadın duyarlılığı” ve “şiirsel sinema”nın en estetik buluşmalarından biridir. Işıl Özgentürk, bu ilk yönetmenlik denemesinde, senaryo yazarlığından gelen ustalığını görsel bir şölene dönüştürmeyi başarmıştır. Filmin sinematografisi, 90’ların başında sıkça gördüğümüz o kasvetli gerçekçiliğin aksine, parlak renkler, sepya tonlar ve masalsı çerçevelerle doludur. Bu durum, filmi sadece bir dönem filmi olmaktan çıkarıp evrensel bir “bellek” çalışmasına dönüştürür. Teknik açıdan bakıldığında, Ertunç Şenkay’ın görüntü yönetmenliği, İstanbul’un o dönemki melankolisini adeta bir tablo gibi sunar. Sumru Yavrucuk, Rosa karakterinde canlandırdığı o hem kırılgan hem de inatçı kadın imgesiyle kariyerinin en unutulmaz performanslarından birini sergiler; bakışlarındaki o derin hüzün, filmin ruhunu özetler. Müzikler ise filmin duygusal dokusunu tamamlayan, izleyiciyi o rüya aleminde tutan en önemli unsurdur. Sanat yönetimi, dönemin dokusunu ve azınlık kültürünün inceliklerini (mutfaktan kıyafetlere kadar) büyük bir titizlikle yansıtır. Sinema tarihimizdeki yeri, toplumsal travmaları (Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları gibi) doğrudan politik bir dil yerine, bireysel bir aşk ve sadakat öyküsü üzerinden naifçe anlatabilmesidir.
Puanım: 7,6/10
BONUS:
Film, ödül sezonuna damgasını vurmuş yapımlardan biridir. Sumru Yavrucuk, Rosa rolüyle Ankara Film Festivali ve Antalya Altın Portakal Film Festivali dahil olmak üzere birçok yerden “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüyle dönmüştür. Şaşırtıcı bir detay olarak; film, o dönem Türk sinemasında pek alışık olunmayan “kadın yönetmen” perspektifini dünya festivallerine (örneğin Montpellier Film Festivali) taşıyarak uluslararası alanda da dikkat çekmiştir. Ayrıca filmin senaryosu, Işıl Özgentürk’ün kendi çocukluk anılarından ve İstanbul’un çok dilli geçmişine olan hayranlığından derin izler taşır. Rosa karakteri, aslında sadece bir kadın değil; göçlerle, sürgünlerle eksilen İstanbul’un kendisinin bir sembolüdür.
KÜNYE:
| Özellik | Bilgi |
| Yönetmen | Işıl Özgentürk |
| Yapımcı | Işıl Özgentürk, Abdurrahman Keskiner |
| Senarist | Işıl Özgentürk |
| Oyuncular | Sumru Yavrucuk, Mahir Günşiray, İsmet Ay, Ayla Algan, Yaman Okay |
| Müzik | Atilla Özdemiroğlu |
| Görüntü Yönetmeni | Ertunç Şenkay |
| Kurgu | Mevlüt Koçak |
| Stüdyo | Asya Film |
| Yapım Yılı | 1992 |
| Tür | Dram, Romantik, Tarihi |
| Süre | 95 Dakika |
| Ülke / Dil | Türkiye / Türkçe |
