
KONU:
Dönerse Islık Çal, toplumun en kıyısında yaşayan iki yalnız ruhun; bir seks işçisi trans birey ile bir cücenin İstanbul’un arka sokaklarında kesişen hüzünlü öyküsünü anlatıyor. Beyoğlu’nun karanlık labirentlerinde hayatta kalmaya çalışan bu iki karakter, birbirlerinin dışlanmışlığında bir sığınak bulurlar. Fikret Kuşkan’ın hayat verdiği trans birey karakteri, sürekli maruz kaldığı şiddet ve aşağılanmanın ortasında onurunu korumaya çalışırken; Mevlüt Demiryay’ın canlandırdığı cüce karakteri, bar taburesinde barmenlik yaparak hayatın ağırlığını omuzlarında taşır. Film, bu iki insanın birbirlerine tutunarak kurdukları hayalleri, paylaştıkları sessizliği ve acımasız dünyaya karşı geliştirdikleri o kırılgan dayanışmayı konu alıyor. Yönetmen Orhan Oğuz, bu hikayeyle izleyiciyi sadece bir dostluğa değil, 90’lı yılların Beyoğlu’ndaki yozlaşmış gece hayatının tam kalbine davet ediyor.
YORUM (Spoiler İçermez):
Dönerse Islık Çal, Türk sinemasının “Yeraltı Edebiyatı” kıvamındaki en güçlü eserlerinden biridir. Filmin en büyük başarısı, ele aldığı karakterleri asla ajitasyon malzemesi yapmaması ve onları karikatürize etmeden, tüm insani derinlikleriyle sunabilmesidir. 1990’ların başında, toplumsal önyargıların çok daha keskin olduğu bir dönemde böyle bir hikayeyi anlatmak büyük bir cesaret örneğidir.
Teknik açıdan filmin en baskın unsuru, Görüntü Yönetmeni İzzet Akay’ın yarattığı o karanlık ve boğucu ama bir o kadar da şiirsel atmosferdir. Işık oyunları, Beyoğlu’nun kirli sokaklarını bir tablo gibi sunarken, karakterlerin iç dünyasındaki yalnızlığı da vurgular. Fikret Kuşkan, kariyerinin belki de en zor ve en başarılı performanslarından birini sergilerken, jest ve mimikleriyle karakterinin kırılganlığını iliklerimize kadar hissettirir. Merhum oyuncu Mevlüt Demiryay ise sadece fiziksel özellikleriyle değil, bakışlarındaki o derin hüzünle filme ruh katar. Filmin müzikleri, bu melankolik atmosferi tamamlayan hüzünlü bir fon oluşturur. Sosyal etkisi bakımından ise film, “marjinal” olarak adlandırılan insanların da herkes gibi sevebileceğini, acı çekebileceğini ve onurlu birer birey olduklarını sinemanın estetik gücüyle hatırlatmıştır. Sinemamızda empati duygusunu bu kadar yüksek perdeden tetikleyen nadir yapımlardan biridir. Puanım: 8/10
BONUS:
Film, vizyona girdiği dönemde büyük bir ilgiyle karşılanmış ve birçok festivalden ödülle dönmüştür. Özellikle Fikret Kuşkan, bu filmdeki rolüyle Ankara Film Festivali‘nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alarak başarısını taçlandırmıştır. Filmin en hüzünlü detaylarından biri, başrol oyuncusu Mevlüt Demiryay’ın gerçek hayatta da benzer zorluklarla karşılaşmış olmasıdır; oyuncu, filmin başarısından yıllar sonra Beyoğlu’ndaki o meşhur bar taburesinden ayrılıp aramızdan sessizce göçmüştür. Ayrıca, filmin çekimleri sırasında Beyoğlu’nun gerçek gece sakinleri ve mekan sahipleri de çekim sürecine dahil olmuş, bu da filme belgesel tadında bir gerçekçilik kazandırmıştır. Sinema tarihimizde trans bir bireyi “ana karakter” olarak merkeze alan ve ona insani bir saygınlıkla yaklaşan ilk uzun metrajlı filmlerden biri olma özelliğini taşır.
KÜNYE:
| Özellik | Bilgi |
| Yönetmen | Orhan Oğuz |
| Yapımcı | Ömer Kavur, Sadık Deveci |
| Senarist | Nuray Oğuz |
| Oyuncular | Fikret Kuşkan, Mevlüt Demiryay, Menderes Samancılar, Sumru Yavrucuk |
| Müzik | Cahit Berkay |
| Görüntü Yönetmeni | İzzet Akay |
| Kurgu | Nevzat Dişiaçık |
| Stüdyo | Alfa Film |
| Yapım Yılı | 1992 |
| Tür | Dram |
| Süre | 82 Dakika |
| Ülke / Dil | Türkiye / Türkçe |
FİLM:
