GECE MELEK VE BİZİM ÇOCUKLAR 1993
Atıf Yılmaz’ın yönettiği Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Türk sinemasında "ötekinin" sesini en gür ve en estetik şekilde duyuran, cesaretiyle dönemini sarsan bir film.
KONU:
İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nun arka sokaklarında, toplumun “normal” kabul ettiği hayatların çok uzağında bir direniş hikâyesidir bu. Hikâyenin odağında, bu sert dünyaya yeni adım atan, şaşkın ve naif Hakan (Uzay Heparı) ile ona bu sokaklarda hem bir dost hem de bir “ana” gibi kucak açan Melek (Deniz Türkali) vardır. Hakan, bu kaosun içinde Serap (Derya Arbaş) adında genç bir kadınla tutunacak bir dal ararken; Remzi (Kaan Girgin) ve hem Arif hem Fulya olarak iki kimliğiyle var olmaya çalışan (Deniz Atamtürk) gibi karakterlerle bu tekinsiz coğrafyada hayatta kalmaya çalışır. Yıldırım Türker’in kaleme aldığı bu dram, sadece bir kaçış değil, aynı zamanda ait olunmayan bir dünyada kendine yer açma çabasıdır.
YORUM (Spoiler İçermez):
Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Türk sinemasında “marjinal” hayatların birer karikatür değil, birer edebi kahraman olarak sunulduğu ilk ve belki de en güçlü örnektir. Filmin başarısındaki en büyük pay, şüphesiz Yıldırım Türker’indir. Türker’in şiirsel, hüzünlü ve bir o kadar da vurucu dili, Atıf Yılmaz’ın ustalıklı rejisiyle birleşince ortaya sinematografik bir ağıt çıkmıştır. Film, bir yandan Beyoğlu’nun o dönemki karanlık yüzünü, şiddeti ve polis baskısını belgeliyor; diğer yandan ise insan ruhunun en derinindeki şefkat arayışını Deniz Türkali’nin muazzam “Melek” performansı üzerinden bize sunuyor.
Uzay Heparı ve Derya Arbaş‘ın zamansız ölümleriyle daha da hüzünlü bir hal alan bu yapım, 90’lı yılların o hırçın ruhunu en iyi yansıtan eserdir. Teknik olarak Erdal Kahraman’ın görüntüleri, bizi İstiklal’in parıltısından alıp rutubetli pansiyon odalarının o ağır havasına sokarken; Gökhan Kırdar’ın müzikleri bu melankoliyi modern bir tınıyla taçlandırıyor. Film, sinema tarihimizde sadece bir “kent dramı” olarak değil, ötekileştirilen herkesin ortak onur mücadelesi olarak sarsılmaz bir yere sahiptir. Sosyal etkisi ise bugün bile LGBT+ bireylerin ve seks işçilerinin görünürlüğü noktasında bir referans noktası olmayı sürdürmektedir.
Puanım: 8,0/10
BONUS:
Filmin senaristi Yıldırım Türker, o yıllarda Beyoğlu üzerine yazdığı yazılar ve “ötekilerin” haklarını savunan duruşuyla tanınan bir isimdir; bu film onun bu birikiminin bir zirvesidir. Filmin başrolündeki Uzay Heparı, çekimlerden kısa bir süre sonra 1994’te hayata veda etmiş, bu film onun ilk ve son oyunculuk performansı olarak kalmıştır. Aynı hüzünlü kaderi paylaşan Derya Arbaş da aramızdan çok erken ayrılmıştır. Ayrıca filmde Deniz Atamtürk’ün hayat verdiği Arif/Fulya karakteri, Türk sinemasında trans bir bireyin kimlik çatışmasını karikatürize edilmeden anlatan en devrimci karakterlerden biridir. Film, 1994 Antalya Altın Portakal’da da bu dürüstlüğünün karşılığını ödüllerle almıştır.
KÜNYE:
| Başlık | Detay |
| Yönetmen | Atıf Yılmaz |
| Yapımcı | Cengiz Ergun |
| Senarist | Yıldırım Türker |
| Oyuncular | Deniz Türkali, Uzay Heparı, Derya Arbaş, Kaan Girgin, Deniz Atamtürk |
| Müzik | Gökhan Kırdar |
| Görüntü Yönetmeni | Erdal Kahraman |
| Kurgu | Mevlüt Koçak |
| Stüdyo | Yeşilçam Filmcilik |
| Yapım Yılı | 1993 |
| Tür | Dram, Sosyal |
| Süre | 98 Dakika |
| Ülke / Dil | Türkiye / Türkçe |