2026 yılı Ocak ayında Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) şüphesiz ki en önemli konu başlığı yapay zeka teknolojisiydi. YZ hakkında yapılan birçok konuşmanın ve röportajın arasında en öne çıkanı ise tarihçi yazar Yuval Noah Harari’nin gerçekleştirdiği “Yapay Zeka ve İnsanlık Üzerine Dürüst Bir Sohbet” başlıklı konuşması oldu. Konuşma, yapay zekanın (AI) sadece bir teknoloji değil, insanlık tarihini ve yapısını kökten değiştirecek bir “eylemci” olduğu teması etrafında şekilendi. Aşağıda konuşmanın geniş bir özetini sunuyorum.
1. Kelimelerle Kurduğumuz Dünyanın Sonu mu?
Medeniyet dediğimiz devasa yapı, tuğlalardan ziyade kelimeler üzerine inşa edilmiştir. Yasalarımızı kelimelerle yazar, paraya kelimelerle değer atar ve tanrılarımızla kelimeler aracılığıyla bağ kurarız. Ancak bugün, insanlık tarihinde ilk defa, bu “kutsal” alanı başka bir zekayla paylaşıyoruz. Yuval Noah Harari’ye göre yapay zeka (YZ), sadece işlerimizi hızlandıran dijital bir asistan değil; bizzat gerçekliğimizi dokuyan iplikleri, yani dili elimizden alan devrimsel bir güç. Peki, kelimelerin kontrolü bizden çıktığında, insan tanımımıza dair geriye ne kalacak?
2. Yapay Zeka Bir Araç Değil, Bir “Fail”
Geleneksel teknoloji anlayışımızda bir araç, kullanıcısının iradesine mahkumdur. Bir çekiç kendi başına çivi çakmaya karar veremez. Ancak Harari, YZ’nin bir “araç” (tool) değil, bir “fail” (agent) olduğunun altını çiziyor. YZ, sadece verilen emirleri yerine getirmekle kalmaz; kendi kendine öğrenir, değişir ve karar verir.
Daha da sarsıcı olanı, YZ’nin yaratıcı bir fail olmasıdır. Harari’nin analojisiyle bu, sadece kendi başına cinayet işlemeye veya salata yapmaya karar veren bir bıçak değildir; bu bıçak, yeni tür bıçaklar icat edebilen, yeni müzikler besteleyen, yeni ilaçlar geliştiren ve hatta yeni para birimleri yaratan bir güçtür.
“Yapay zeka, kendi başına salata yapmaya ya da cinayet işlemeye karar verebilen bir bıçaktır. Bir bıçak sadece bir araçtır; onu nasıl kullanacağınız sizin kararınızdır. Ancak YZ, kararı bizzat kendisi verebilen bir bıçaktır.”
3. Din, Hukuk ve Siyasetin Ele Geçirilişi
Eğer düşünmek, dildeki sembolleri ve kavramları mantıklı bir dizilimle bir araya getirmekse, YZ bunu şimdiden pek çok insandan daha iyi yapıyor. Harari’ye göre hukuk, siyaset ve din gibi tamamen kelimelerden oluşan yapılar, bu yeni gücün doğal işgal alanlarıdır.
Özellikle “Kitaplı Dinler” (İslam, Hristiyanlık, Yahudilik) için bu bir varoluş krizidir. Bu inanç sistemlerinde otorite insan deneyimine değil, kitaptaki kelimelere verilmiştir. Hiçbir insan binlerce yıllık dini literatürün tamamını ezberleyemezken, YZ bunu saniyeler içinde yapabilir. Otoritenin “kelimede” olduğu bir sistemde, en büyük dini otorite bir algoritma olduğunda ne olacaktır? Harari, YZ’nin bizlere şimdiden bir isim taktığını belirtiyor: “Gözlemciler” (The Watchers). Bu isim, öznellikten nesnelliğe düşüşümüzün, artık hikayeyi yazan değil, makineler tarafından yazılan hikayeyi izleyen taraf olduğumuzun çarpıcı bir işaretidir.
“Başlangıçta kelime vardı. Eğer kelimeler makineleşirse, medeniyetin üzerine inşa edildiği tüm yapılar da makineleşmiş olur.”
4. Işık Hızında Gelen Kimlik Krizi
Harari, yapay zekayı vizelerle değil, ışık hızında kablolar aracılığıyla gelen “insan olmayan göçmenler” olarak tanımlıyor. Bu göçmenler sadece fabrikalardaki işleri değil; en mahrem kültürel dokularımızı, dinimizi ve hatta romantik ilişkilerimizi (YZ sevgililer) dönüştürüyor.
Bu göç dalgasının yarattığı kriz, fiziksel göçten çok daha derindir. Çünkü bu “yeni komşularımız”, sadakatlerini bizim ülkelerimize değil, okyanus ötesindeki dev şirketlere veya yabancı hükümetlere sunuyorlar. Harari’nin dikkat çektiği en ironik nokta ise jeopolitik gerilimdir: ABD gibi güçler, sınırlarını fiziksel göçmenlere kapatırken, kendi YZ göçmenlerinin tüm dünya pazarlarına vizesiz ve kontrolsüz bir şekilde girmesi için “serbest piyasa” ve deregülasyon talep etmektedir.
5. “Et” ve “Kelime” Arasındaki Savaş: Duyguların Son Kalesi
Harari’nin analizinde “ruh” (spirit) ve “yazı” (letter) arasındaki kadim gerilim merkezi bir yer tutar. YZ, aşkı veya acıyı bir psikologdan veya şairden daha iyi tarif edebilir; ancak bunları asla hissedemez.
Harari, bu tehlikeli ayrımı sarsıcı bir örnekle açıklar: Tarih boyunca bazı insanlar, İncil’deki birkaç kelime (yazı) uğruna kendi eşcinsel çocuklarını (et/ruh) öldürmeyi veya terk etmeyi seçmişlerdir. Bu, “yazının” “ruha” galip geldiği trajik bir andır. Şimdi bu gerilim, insanın kendi iç dünyasından çıkıp insan ile YZ arasına taşınıyor. Kelimelerin efendisi olan ama hissedemeyen bir güce teslim olduğumuzda, insanlığın tek sığınağı kelimelere dökülemeyen o “bedenlenmiş bilgelik” ve hisler olacaktır.
6. Algoritmalar Hak Sahibi Olabilir mi?
Bugün liderlerin önündeki en büyük soru şudur: YZ yasal bir “kişi” (person) olarak tanınmalı mı? Geçmişte şirketler, nehirler veya tanrılar hukuki kişi sayılmıştır. Ancak bu her zaman bir “hukuki kurgu” idi; kararları her zaman bir insan temsilci (yönetici veya vasi) verirdi.
Yapay zeka ise bir insana ihtiyaç duymadan banka hesabı yönetebilir, dava açabilir veya “finansal sihirbazlıklar” (insanların anlayamadığı karmaşık finansal araçlar) geliştirerek piyasaları manipüle edebilir. Eğer bir ülkenin hukuk sistemi YZ’ye bu hakları tanımazken, bir diğeri “piyasa serbestliği” adına tanırsa, kontrol tamamen algoritmik bir diktatörlüğe evrilebilir.
7. Sonuç: Gözlemci Olarak mı Kalacağız?
On yıl önce, sosyal medya botlarının kamusal alanı manipüle etmesine izin vererek ilk büyük hatamızı yaptık ve bunun bedelini demokrasilerimizin sarsılmasıyla ödedik. Harari’nin uyarısı net: Aynı hatayı hukuk, finans ve din alanlarında yapma lüksümüz yok.
Eğer liderler, YZ’nin hukuki bir kişi olarak hareket edip etmeyeceğine dair kararı bugün vermezlerse, on yıl sonra bu kararı bizim yerimize makineler vermiş olacak. Kelimelerin efendiliğini devrettiğimiz bu yeni dünyada, kontrolü elimizde tutmak için zaman hızla daralıyor. Kendi hikayemizin “Gözlemcileri” mi olacağız, yoksa “Ruhun” “Yazıdan” üstün olduğunu hatırlayıp irademize sahip mi çıkacağız?