
Geçen hafta Claude Code ile birkaç animasyon videosu ürettim. Yapay zeka alanında çalışan ve son 3 yıldır tüm çalışmalarımı yapay zeka araçları le düzenleyen biri olarak aslında şaşırmamam gerekirdi. Ne de olsa her hafta yeni bir gelişmenin olduğu çılgın bir dönemden geçiyoruz. Bu gelişmelerin tamamını takip ediyorum ve işim gereği adapte oluyorum. Beni şaşırtan, aracın ne kadar becerikli olduğu değil, ortadan kalkan şeyin büyüklüğü.
Uzun yıllar bir ajans yönettim ve animasyon videoları, en sık yaptığımız işler arasındaydı. Kimi zaman bir ürünü, kimi zaman sosyal bir projeyi, kimi zamanda bir kavramı anlatan onlarca animasyon video ürettik. Bir animasyon videosu, birbirinin dilini öğrenmiş insanların ortak eseridir. Senaryo yazarı hikâyenin iskeletini kurar; illüstratör o iskelete storyboard ile görselleştirir; animatör o resimleri hareket ettirir; seslendirme sanatçısı ona nefes katar; kurgu uzmanı da bütün bu parçaları bir ritme bağlar. Arada toplantılar, revizyonlar, stüdyo randevuları, “bir de şöyle deneyelim” diye başlayıp gece geç saatlere kadar süren mesailer vardır. Haftalar süren bir süreç ve ebette bu yoğun emeğin karşılığı olarak da bir ücret/fiyat.
Geçen hafta bu zincirin tamamını tek başıma, birkaç saat içinde kurdum.

Önce teslim edilmesi gereken
Bunu bir yas ilanı olarak yazmıyorum. Aynı dönüşüm, yıllardır birlikte çalıştığım sivil toplum kuruluşları, kadın kooperatifleri ve sosyal girişimciler için yemi olanaklar açıyor. Daha dün bir açıklayıcı video bütçesinin hayalini bile kuramayan bir derneğin, artık derdini görsel bir dille anlatabilmesi küçümsenecek bir kazanım değil. İfade araçlarının bu kadar amatörleşmesi, erişiminin bu kadar artması, sesini duyurmakta güçlük çekenler için demokratikleştirici bir etki taşıyor.
Ama bir kapının açılması, başka kapıların kapanmadığı anlamına gelmez.

İğne fabrikasının tersine
Adam Smith, Ulusların Zenginliği‘nde iğne fabrikasını anlatır: Tek bir işçinin günde belki bir iğne yapabildiği işi, on sekiz ayrı aşamaya bölündüğünde bir avuç işçi binlercesini üretir. Modern ekonominin verimlilik hikâyesi, büyük ölçüde iş bölümünün hikâyesidir. Uzmanlaştıkça hızlandık; hızlandıkça üretim arttı.
Bugün tanık olduğumuz şey bu hikâyenin tersine dönmesi. Verimlilik artık işi bölerek değil, bölünmüş işi yeniden tek bir kişide birleştirerek sağlanıyor. Beş uzmanlığın beş ayrı insanın ömrünü, eğitimini ve geçimini temsil ettiği bir süreç, tek bir masaya, tek bir ekrana, tek bir prompt dizisine sığıyor.
Bu yalnızca bir maliyet düşüşü değil. Mesleki kimliklerin, iş birliği biçimlerinin ve bir sektörün ekonomik dokusunun çözülmesi.
Kaygım tam olarak nerede?
Üç yerde.
Birincisi, kazancın nereye aktığı. Eskiden bir animasyon bütçesi beş kişinin emeği arasında paylaşılırdı. Şimdi o bütçenin önemli bir kısmı ya hiç harcanmıyor ya da aracı sağlayan şirketlere akıyor. Verimlilik artıyor ama bu artışın meyvesi, onu mümkün kılan birikimi yıllar içinde üretmiş insanlara geri dönmüyor.
İkincisi, ustalığın nasıl yetişeceği. Her animasyon sanatçısı, illüstratör, senarist, seslendirmen, kurgucu bir zamanlar basit işlerle başlayan bir çıraktı. Rutin işler ortadan kalktığında, ustalığa giden merdivenin alt basamakları da kalkıyor. Bugünün ustaları yerinde duruyor; peki on yıl sonranın ustaları nerede yetişecek? Animasyon sanatçılığı, kalaycılık gibi yok olan bir meslek mi olacak?
Üçüncüsü, hızın ta kendisi. Bir ekibin haftalarca tartışarak vardığı yerde, sorulan sorular, itirazlar, “bu sahne fazla” diyen bir ilüstratörün sezgisi de vardı. Saatler içinde üretilen işte bu sürtünme yok. Sürtünme ise çoğu zaman kalite üretir.
Geriye ne kalıyor?
Rahatlatıcı cevap şu: Hikayeyi neden anlattığını bilmek, müşterinin söylemediği ihtiyacı sezmek, beğeni ve yargı hala insanda. Bunun büyük ölçüde doğru olduğunu düşünüyorum. Ama bu cevabın kendisi de bir tuzak taşıyor: Geriye kalan alan, giderek daha az insanın sığabildiği bir alan. Beş kişinin çalıştığı yerde artık bir kişi “yön veriyor.” Diğer dördünün nereye gideceği sorusu, bireysel bir uyum meselesi olarak geçiştirilemez.

Asıl soru
Teknolojinin geri döndürülemeyeceğini biliyorum; zaten bunu istemiyorum. Benim sorum başka: Bu verimlilik kazancının bir kısmını, onu mümkün kılan mesleklere ve insanlara nasıl geri aktaracağız? Yeniden beceri kazandırma programları, sektörel dayanışma mekanizmaları, kamusal politikalar, yeni iş birliği modelleri… Bunlar ajans sahiplerinin, teknoloji şirketlerinin ve politika yapıcıların birlikte düşünmesi gereken konular.
Geçen hafta beş mesleğin işini tek başıma yaptım. Bunu yapabildiğim için heyecanlıyım. Bunu yapabildiğim için kaygılıyım. Sanırım önümüzdeki yılların en dürüst duygusu, bu ikisini aynı anda taşıyabilmek olacak.
Siz kendi sektörünüzde bu çözülmeyi nerede görüyorsunuz?
*Yazıda yer alan videoların tamamı benim tarafımdan Claude Code Opus 5.5 ile üretildi. Her videonun üretimi yarım saat ile bir saat arasında sürdü.