Idiocracy’yi yaklaşık 20 yıl önce seyrettiğimde çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Şimdi tekrar seyrettiğimde ise, bugünün sosyal, ekonomik ve politik düzenine yürmi yıl öncesinden yöneltilmiş keskin bir eleştiri gibi görünüyor.

ABD ordusunun en “sıradan” ve ortalama askeri olarak seçilen Joe Bauers (Luke Wilson) ve bir hayat kadını olan Rita (Maya Rudolph), Pentagon’un çok gizli bir askerî kış uykusu deneyine katılırlar. Ancak deneyi yürüten projenin başındaki yetkilinin hapse girmesiyle kapsüllerdeki bu iki insan tamamen unutulur ve uyandıklarında kendilerini tam 500 yıl sonrasında, 2505 yılında bulurlar. Karşılaştıkları dünya; cehaletin, tüketim çılgınlığının ve kurumsal açgözlülüğün hüküm sürdüğü, insan zekasının trajik bir şekilde gerilediği absürt bir distopyadır. Sadece ortalama bir zekaya sahip olan Joe, bir anda dünyanın en zeki insanı konumuna gelir ve çökmekte olan toplumu kurtarmak gibi devasa bir görevi üstlenmek zorunda kalır. Mike Judge’ın yönettiği film, hiciv dolu bir bilim kurgu komedisi olarak zekice bir toplumsal eleştiri sunuyor.

2006 yapımı Idiocracy, hiciv dolu bir bilim kurgu komedisi. Bugünleri 20 yıl öncesinden gören zekice bir toplumsal eleştiri.
Mike Judge’ın 2006 yapımı Idiocracy filmi, vizyona girdiği dönemde stüdyo tarafından çok az salonla ve neredeyse hiç tanıtım yapılmadan sessiz sedasız gösterime sokuldu. Ancak yıllar geçtikçe bir komedi filminden ziyade “korkutucu bir kehanet belgeseli” olarak anılmaya başlandı. Film, popüler kültürün, sığlaşan medyanın ve dizginsiz kapitalizmin insan zekasını nasıl körelttiğini son derece keskin, cesur ve acımasız bir hicivle ele alıyor.

Sinematografisi (Tim Suhrstedt) ve sanat yönetimi, çöp dağlarıyla kaplı, her yeri devasa reklam panolarıyla sarılmış, neon renkli ve estetikten tamamen yoksun bir distopyayı başarıyla görselleştiriyor. Terry Crews’un canlandırdığı eski bir Amerikan güreşçisi olan Başkan Camacho karakteri, siyasetteki popülizmin ve gösterişin vardığı sınır tanımaz absürtlükleri mükemmel bir enerjiyle yansıtırken bazı sahnelerde verdiği tepki be gösterdiği mimklerle iister istemez Trunp’ı hatırlatıyor. Luke Wilson’ın donuk ve “sıradan adam” performansı ise, bu çıldırmış dünyanın etrafında döndüğü sakin bir merkez oluşturarak zıtlıktan doğan komediyi güçlendiriyor.

Idiocracy, sadece zekice yazılmış senaryosuyla değil, günümüz dünyasındaki cehalet güzellemelerini, sosyal medyanın yüzeyselliğini ve çok uluslu şirketlerin hayatımızdaki orantısız gücünü yıllar öncesinden öngörebilmiş olmasıyla sinema tarihinde özel bir kült statüsüne erişti. Bilim kurgunun alışıldık teknolojik felaketleri yerine, insanın kendi kendini aptallaştırarak sonunu hazırlamasını anlatan bu film, kahkaha atarken bir yandan da derin bir endişe duymanıza neden oluyor. Özellikle son on yıldır, sosyal medya ve yapay zekanın insanın bilişsel kapasitesini hızla gerilettiği de kanıtlanmışken; Idiocracy bugünün insanları için absürt bir komediden, trajik bir uyarıya dönüşüyor.

Idiocracy hakkında en şaşırtıcı detaylardan biri, yapımcı stüdyo 20th Century Fox’un filmi neden gömdüğüdür. Filmde Starbucks, Costco, Carl’s Jr. ve Fuddruckers gibi birçok dev marka ağır şekilde alaya alındığı için, stüdyo sponsorluk anlaşmalarını ve marka ilişkilerini zedelemekten korkmuş, filmi neredeyse hiç tanıtmadan az sayıda salonda vizyona sokmuştu. Buna rağmen film, DVD kiralama ve televizyon gösterimleriyle kendi devasa hayran kitlesini yaratmayı başardı. Günümüzde filmin bir “komedi” değil “belgesel” olduğu, yönetmen Mike Judge’ın geleceği çok net gördüğü sosyal medyada ve popüler kültür makalelerinde sıkça tartışılıyor.
Idiocracy mutlaka izlenmesi gereken filmler arasında. Böylece filmde anlatılan “ahmaklığa” 500 yıldan çok daha yakın olduğumuzu da göebilirsiniz.